Ocak 4th, 2009

yağmur senin olsun

ben yağarım sağanak

varlığın gitmez

bilirim

kokun sımsıcak

rüzgar senin olsun

ben eserim sokaklarına vurarak

gölgen hiç gitmez

görürüm

inancın sığınak

hayat senin olsun

ben yaşarım

uzak, yorgun. inatçı

taşlarına çarparak

kaldırımların

Aralık 26th, 2008

Otur kalk

hiç durma

bir kendine

bir zamana bak…

yavaş ve sakin

dik ve özgür

herşey var amma

sen yoksun lakin…

yolunda bir tepe var

ardında mutsuz bir koy

bir “sen” al eline

kaçma kendinden tadına doy…

Kolların kanat olsun

gözlerin utangaç

bir uçurtmaya takıl

bakma ardına salın kaç!

Kasım 20th, 2008

bulutların üzerine ağladığı bir vadi var

uçsuz bucaksız

sessiz. uzun ve dar

ağaçların şarkı söylediği bir yol var

güneş örter üstünü

rüzgar üstüne yağar

çiçeklerin bezediği boylu boyuca bir ev var

renkler sarmalar

düşler açar

zamansız öten kuşlar var

haykırır gibi

fısıldar gibi

bitmez tükenmez 

bir masal gibi

Kasım 17th, 2008

issiz.png

colic(ing.)= karınağrısı, buruntu, büküntü…

Tasarlanabilir birşey değildi elbet… Neleri tasarladık ve yaşadık zaten. Yaşarken acımasızca tükettiklerimiz ulaşılmazken neden bu kadar kıymetleniyor diye düşündüm. Bunun bir açıklaması olmalı… ama ne?

İzler…

Sizden, bizden, ondan bundan… Taptaze izler…Garip bir tadı vardır. Alışkanlıkla başlar bağımlılığa rücu eder. Farkındayım bunun tadı daha güzel… Sahip olmanın sıradanlığını ne yapayım?

İnce hesaplaşmanın ürünü bazı tümceler dolanmaya başladı tamda şu anda… Derin bir ah çekmeden dünyaya dönmek mümkün olmuyor nedense. Karanlıkta çöküp kalmak mı olduğun yere yoksa bir ışık aramak mı… Ben acısını sevdim bunun. Kafamı çevirdiğim heryerde farklıyım. Bu acı garip bir tad veriyor. Ve oturmak istiyorum olduğum yerde.

Romanlar kimin için yazılmış? İzi olmayanın ne hükmü var satırlarında… Hiç düşünmediniz mi sıradanlığın romanı olmuş mu? Acısız iz var mı? Mutluluğun tadını kaybettiğinde almayan var mı? Hangi silik karakter iz bıraktı belleğinizde? Hiç kendinize silikliği yakıştırıpta baş karakteri oldunuz mu? Boşversenize…

Siz bana bir hayat borçlusunuz!

Sıradan, acısız… Özlemsiz… İzsiz… Silik…

Benim olan bir hayat sorçlusunuz.

Siz kim misiniz?

Karın ağrısısınız… Acısınız.

Sizi seviyorum.

Saygılarımla

SizColic … Her kimseniz artık…

Kasım 5th, 2008

kosk.png

Soğuk vuruyordu acımadan… yakasına yapıştığı güneş ondan kurtulmak istesede, ısıtmak istesede, inadına yakıyordu ortalığı, alay ediyor gibi yüzümüze vurarak…Bir esinti alıyor başımızı götürüyordu bilmediğimiz uzaklara ve biz kaybolmuş çocuklar gibi arıyorduk annelerimizi… Saracak kolları yoktu yanımızda… Karanlık kovalarken biz kaçıyorduk ağaç yapraklarının arasında… Taşlık patikada yara bere içinde koştukça soluk soluğa acı bir çığlığa bile hasret bırakıyordu sessizlik bizi…İki tarafımızda bizimle yarışan çalılar dokunmak istedikçe bileklerimize, kanatıyorlardı şefkatle… Birbirini bile görmekte güçlük çeken bir kaç çiçek ara ara görünsede hızımızdan eksiltmiyorduk. Ardımıza bakmak istemediğimizden mi bilinmez git gide uzakta kalıyordu geçmişimiz. Bir kuzgun havalanırken bir diğeri konuyordu gölgelerimize… Issız…Soğuk…yer yer boğuk…

Nefesimiz kesilmeye başlıyor ama durmak istemiyorduk. İki kolumuz ciğerlerimize yapışmak istercesine birleşiyordu göğsümüzle…

Üşüyorduk. Koştukça tepelere düşüyorduk.

Yara bere içindeydik. Kan, “ter” olmuş akıyordu boylu boyunca gövdemizde… Bir sırça köşk göründü öteden… Yol usulca gidiyordu oysa bitmeden…

Sisli, puslu havanın inceldiği anda bir kuzgun vurdu ardımıza tokadı da sırça köşkün önünde bulduk gövdemizi… Uzak ama tanıdık, açık ama sonsuz pencereler saydık.

Titremeler başladı toprakta, biz aldırmadan ısınıyorduk. Açtığımz gözlerimiz sonuna kadar, tam kapanıyor derken dikleniyordu anarşist kirpikler… Kocaman eşikten geçmeye ne hacet yıkılıyordu duvarlar önümüzde… Bir uğultu kulaklarımıza uğrarken, koğuş ağası sis açıyordu önümüzdeki karanlığı… Gıcır gıcır gıcırdayan kapılar kapaklanıyordu önümüzde köşkün sahibi bizmişiz gibi…

Bacaklarımız titrerken koşmaktan bitkin, sen bakıyordun merdivenin başından kalbinde mızrak gibi bir kin…

Tutulan ay değildi sadece dilimiz de suskun… Bakışıyorduk aynalara ne göreceğimizi bilmeden… Karanlık açıldı tekrar, sıcak vardı bir ucunda, sen vardın öteki… Üşümüyorduk artık… Köşkündeydik sırça olmasına da… Ne konuşabiliyorduk ne güneş bizi ısıtıyordu. Yalnızlık ısırıyordu…. Yarım yamalak bir cümle dökülüverdi ağzımızdan…

Olmadığın sırça köşkün sahibi olsam ne yazar…  En iyisi yok olayım azar azar…

Karanlık kalktı… Köşk çöktü… Kuzgunlar dağıldı. Bu bitmeyen eski bir masaldı.

Ekim 27th, 2008

gözünden akan yaşın

bıraktığı iz gibi derin

ve kısa ömürlü bir dokunuştu

belki ellerinden dökülen varlığım.

kilometrelerce öteden değil

yanıbaşımdan uzaklığındı beni bana getiren

bir oyun gibi

kulaklarımı sağır eden sessizliğin

bir asit gibi dolaşırken

dudaklar boykot kararı almış

sözcüleri gibi en sensiz eylemlerin

Eylül 26th, 2008

hanımeli gökyüzünde
bulutlar arasında uçuyor
kanatlarının arasında rüzgar
ve bir gülüş yanağına konuyor

bir dal gibi filizlenmiş
kanatlarının ucunda güneş
iki güzel göz
birbirine kardeş

üstünden geçtiği tarlalar
açar hanımeli
ve eser hafif bir samyeli
kaç bahar geçmiş
içinde aşk olmayan
onu görmeyeli…

Eylül 18th, 2008


aralarında ateş böceklerinin koşuştuğu
bir ormanın
içinde bir yerlerde olmak için
tepemizde düşüncelerin üşüştüğü
kıldan ince bir sırat köprüsünün
deli dumrulu ile dövüşüyoruz

bir fiske atayım derken
güllelerle dövülen bizler
bir gül yerine
tohumlarla yetiniyoruz…

suyunu allah veriyorda
sevgisini esirgeyen bizler
uğraşıyoruz gülden ormanlar oldurmak için

hadi oldu diyelim
birde o ormanlarda hiç arı olmasın derdimiz

biz sırça köşkler içinde
yaşamak gayesiyle
rahatını bozmak istemeyen
salyangoz sürüsü

sırtımızda evimiz var ya
sürünmüyor zannediyoruz

her taraf karga…
her taraf koca ayakkabı tabanlarıyla kaplı
üstümüze üstümüze gelen

gir evinin içine
kaç desem ne yazar ki bu hızınla
kışın bitmez
yakılası yazınla

-bitti-

Eylül 16th, 2008

yare denmez söz
söze gelmez öz
bakış yetmez
sanki bir çift göz
nefes nefes tüter
gönül durur
nefs gezmez
bir olan
gönle dolan
uzakta solan
yar kim bilir
el bilmez
söz bilmez
iz bitmez

Ağustos 29th, 2008

yildiz.png

Uçurtma uçuyordu yalnız

hiçbir yere giden bir yıldız gibi

kuyruğundayız.